logo

Madde bağımlılığını önlemenin üç aşaması

Madde kullanmaya başlama yaşının Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 11’e kadar düştüğünü belirten, Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Yunus Emre Sönmez, “Madde kullanımı ülkemize özgü bir sorun değildir. Her şeyden önce çözümü bütüncül bir yaklaşımı gerektiren küresel bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun farkına varmalı ve ona göre davranmalıyız. Alınan bütün önlemlere rağmen ne yazık ki milyonlarca insan bağımlılık tedavisi için başvurmaya devam ediyor. Tedavi olanakları giderek artsa da ömür boyu devam etmesi gereken zorlu bir süreç ve beraberinde getirdiği bireysel ve toplumsal sorunlar olduğu yerde duruyor. Bu nedenle başta eğitim ve sağlık profesyonelleri olmak üzere toplumun her bireyine önleme konusunda ciddi sorumluluk düşmektedir” dedi.

(HABER MERKEZİ)- Bağımlılık kelimesini günlük pratiğimizde giderek daha fazla duymaya başladığını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Yunus Emre Sönmez, “İlk akla gelen yasadışı maddelerin kullanımı olsa da oyun, kumar ve diğer farklı davranışsal bağımlılıkları etrafımızda daha fazla görüyoruz. Teknoloji ve beraberinde getirdiği değişiklikler kaçınılmaz şekilde buna neden oluyor. Öyle ki özel bazı internet bağlantıları sayesinde(darknet/deep web) online madde alım satımı yapılabiliyor. Bugün artık aşağı yukarı herkesin az ya da çok internet ve bilgisayar kullanıcısı olduğu düşünülürse bu durumun korkutucu boyutlara ulaştığını söylemek yanlış olmayacaktır.” Dedi.

Sönmez, “Madde kullanımı ile ilgili veriler de bize korkmamız için çok
neden olduğunu söylüyor. Madde kullanmaya başlama yaşı Dünya Sağlık Örgütü
verilerine göre 11’e kadar düşmüştür. Avrupa Birliği Uyuşturucu Raporu’na göre;
ülkemizde son 8 yılda madde kullanımına bağlı ölümlerde 9 kat, madde kullanımı
ile ilişkili suçlarda 2 kat artış tespit edilmiştir. Bu bağlamda maddeyle
tanışma yaşıyla birlikte ergenlik dönemi dikkate alınacak olursa 11-15 yaş
arası gençlerin risk altında olduğunu kabul etmek rasyonel bir yaklaşım
olacaktır. Madde bağımlılığının en iyi tedavisinin madde kullanmaya hiç
başlamamak olduğu ilkesinden yola çıkarak bu hedef kitleye en kolay ve en etkin
biçimde okullar vasıtasıyla ulaşılabileceği sonucuna varabiliriz.

Madde bağımlılığını önlemenin üç aşaması vardır. Henüz hiç kullanmamış
kişilerin kullanmasını önlemeyi amaçlamak birincil önleme, alkol ya da madde
kullanmaya başlamış ama henüz bağımlı hale gelmemiş kişileri erken tanımak,
tedavi etmek ve gerekli yönlendirmeleri yapmak ikincil önleme, madde bağımlısı
kişilerin maddeyi bırakması ve tekrar kullanmaya başlamasının önlenmesine
yönelik adımlar ise üçüncül önleme başlığı altında incelenir. Tüm dünyada
öğretmenleri ve aileleri de önleme çalışmalarına katabilmesi nedeniyle okul
temelli önleme programları tercih edilmektedir. Ülkemizde giderek artan madde
bağımlılığı ve ilişkili sorunlar nedeniyle yaygın önleme programları
yapılmaktadır. Bu yazıda birincil önlemeye yönelik bazı temel ilkeler ve
öneriler ele alınacaktır.

Birincil korumada kullanılacak en basit, en kolay ve en ucuz yöntem
bilgilendirmedir. Amaç madde kullanımının sıklığı ve bireysel, toplumsal,
sosyal sonuçları hakkında bilgilendirmek ve farkındalık yaratmaktır. Bilgilendirme
sonrasında kullanıp kullanmama konusunda kararı onlara bırakmak sanıldığından
daha etkili bir yöntemdir. Başkası tarafından telkin edilmek yerine kendi
kararını vermesi daha etkili kabul edilir. En yaygın eğilim maddeler ve
etkileri konusunda bilgilendirme olmaktadır ancak bilgi tek başına yeterli
değildir. Hatta bilgi madde kullanımını istemeden de olsa artırabilir.
Maddelerin farmakolojik etkilerini anlatan programlar maddelerin psikoaktif
etkilerini ilk elden deneyimlemek isteyen gençlerin merakını uyandırabilir. Bu
nedenle bilgi verirken maddelerin isimlerini ve kullanma yöntemlerini, slayt
kullanılacaksa madde görsellerini açık olarak kullanmamak daha doğru olacaktır.
Aktarılacak bilgi anlaşılır ve gelişimsel olarak uygun olmalıdır. Örneğin
gençler madde kullanımının uzun vadede ortaya çıkacak etkilerini çok
önemsemeyebilirler. Tütün ürünleri kullanımında uzun vadede kanser ya da
akciğer üzerine etkilerini vurgulamak yerine, ciltte, ellerde ve dişlerdeki
lekeler ya da fiziksel aktivite sırasında performans düşüklüğüne odaklanmak
daha doğrudur. Yaygın olarak gençlerde bir ya da bir kaç kez madde kullanmayla
bağımlı olunmayacağı hatta ve hatta bazı maddelerin hiç bağımlılık yapmayacağı
ile ilgili yanlış inanışlar görülür. Bilgilendirme programlarında mutlaka adım
adım bağımlılığın nasıl geliştiği anlatılmalı ve bu konuda olabildiğince çok
örnek verilmelidir. Ülkemizde önlemeye yönelik çalışmaların önemli bir kısmı
yanlış olarak “eğitim” diye isimlendirilse de aslında bilgilendirme kapsamına
girer.

Gençlerle konuşurken uyulması gereken bazı ilkeler vardır. Her şeyden önce
alkol ve madde konusunda donanımlı ve konuya hakim olmak gereklidir. Bu konuda
yeterli bilgi sahibi olmadan konuşmaktan kaçınılmalıdır. Elbette bu konuyla
ilgili uzman olmaya da gerek yok ama “bilmiyorum” demek, uydurma bilgiler
vermekten çok daha iyidir. Kendi inanç, görüş ve düşüncelerimizi Kabul
ettirmekten uzak durmalıyız. Gerçek, tarafsız ve bilimsel olarak kanıtlanmış
bilgiler verilmelidir. Amacımızın onları düzeltmek değil bilgilendirmek
olduğunu akıldan çıkarılmamalıdır. Konuyla ilgili düşünmesine, tartışmasına,
soru sormasına ve gerektiğinde çatışmasına izin verilmelidir. Olayın tıbbi ve
sosyal boyutu ayrıntılı olarak tartışılmalıdır.

Eğitim de birincil korumada çok etkili bir yöntemdir ama bilgilendirmeden farklıdır.
Eğitimde gence; karar verme, reddetme gibi sosyal becerilerin kazandırılması
amaçlanır. Az önce bahsedilen 11-15 hedef kitlesi düşünülecek olursa bu yöntemin
ne kadar önemli olabileceği anlaşılabilir. Bu aşamada madde kullanmaya
başlamanın en yaygın şeklinin “başka bir akranının madde kullanıyor olması”
olduğunu hatırlamak gereklidir. Madde karşıtı normlar geliştirme, problem
çözme, kaygı ve stresle başa çıkabilme ve amaç belirleme gibi kendini yönetme
becerileri ancak bu şekilde kazandırılabilir. Bunlar sadece madde kullanımının
önlenmesi değil bütün yaşantısında bir insana gerekli olan becerilerdir.
Bunlarla birlikte çok erken dönemde insanın duygularını tanıması ve
tanımlayabilmesi, ne hissettiğini başka biriyle paylaşabilmeyi öğrenmesi de
yine eğitimle kazandırılabilecek becerilerdir.

Anne ve baba, çocukların temel inanç ve değerlerini inşa etme konusunda baş
rolü oynarlar. Bir çocuk için ilk ve en önemli rolmodel anne ve babasıdır. Ailede
madde kullanan bir birey olması, çocuğun madde kullanması için ciddi bir risk
faktörü olduğu bilinmektedir. Ayrıca ailesi tarafından ilgi gören, düşünceleri
önemsenen, davranışları, tutumları ve eğilimleri gözlenen bireylerde madde
kullanma riskinin düşük olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle madde bağımlılığını
önleme stratejileri planlanırken aile faktörünü dışarıda bırakmak mümkün
değildir. Ailelerin çocuklarını madde kullanmaya iten nedenlerin farkında
olmaları, aile bireyleri arasındaki iletişimin güçlendirilmesi, çocukların
yaşadıkları zorluklarla baş etme konusunda destek olmaları ve madde
kullanımıyla ilgili tavırlarını net ve kararlı bir şekilde tekrar tekrar
göstermeleri sağlanmalıdır.

Aileler özellikle madde kullanımının erken belirtileri konusunda
bilgilendirilmelidir. Eve geç geliyor ve nerede olduğunu haber vermiyorsa,
arkadaş grubunu değiştirmişse, her zaman gittiği yerlerden farklı yerlere
gidiyorsa, ev dışında daha sık vakit geçirmeye başladıysa, kişisel bakımında
azalma olduysa, daha fazla para harcıyor ve harcamalarını net olarak
açıklayamıyorsa, alkol ve madde kullanımıyla ilgili olumlu düşünceleri olmaya
başladıysa, sık duygu değişimleri yaşıyorsa gencin madde kullandığından şüphe
etmek yerinde olur. Fakat dikkat edilirse bunların bir kısmı normal ergenlik
sürecinde de karşımıza çıkabilecek özelliklerdir. Yani anılan belirtilerin
hiçbiri madde kullanımına özgü değildir. Ayrıca genelde ebeveynlerin
çocuklarının madde kullandığını kabullenmek istememe eğiliminde olduğu
unutulmamalıdır.

Birincil korumada alkol ve madde kullanımı yerine sağlıklı aktiviteler için
alternatifler yaratmak önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle yüksek riskli
gruplarda eğlenceli başka aktivitelere yönlendirmek etkili bir yöntemdir.
Çeşitli sanat, spor ya da müzik etkinlikleri hedef grubun özelliklerine göre
seçilmelidir.

Madde kullanımı ülkemize özgü bir sorun değildir. Her şeyden önce çözümü
bütüncül bir yaklaşımı gerektiren küresel bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun
farkına varmalı ve ona göre davranmalıyız. Alınan bütün önlemlere rağmen ne
yazık ki milyonlarca insan bağımlılık tedavisi için başvurmaya devam ediyor.
Tedavi olanakları giderek artsa da ömür boyu devam etmesi gereken zorlu bir süreç
ve beraberinde getirdiği bireysel ve toplumsal sorunlar olduğu yerde duruyor.
Bu nedenle başta eğitim ve sağlık profesyonelleri olmak üzere toplumun her
bireyine önleme konusunda ciddi sorumluluk düşmektedir.” Şeklinde açıklamada bulundu.

Share
2742 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.