logo

Yaşadığımız Hayata Dair

İnsan Yaşadıkça Hayatın Dayattığı Gerçekler ile Karşılaşıyor

Her insanın yaşadığı hayat hakkında bir öngörüsü vardır. Hayata karşı
olumlu olumsuz yaşanmışlıkları vardır. Bu yaşanmışlarımızdan şu veya bu şekilde
bir ders çıkartmışızdır. Kimimiz karıncalar ve arılar gibi geceli gündüzlü
çalışırız, kimimiz de cırcır böceği gibi yan yatar keyif çatarız. Kimimiz üretiriz,
kimimiz o üretenlerin sırtından geçiniriz. 

Yaşadığımız şu dünyada insanın insana yaptığı adaletsizlikler, insanın
insanı kendisine bağımlı kılmaya çabalaması insanlığın var oluşuna aykırılığı
ortada. Çoğumuzun yetersizlikleri, küçük çıkarlarımız, bir yerde güç devşiren
anlayışımız insanı insana kul ettirmeye kadar götürüyor. Kimimizde anladığımız
dünyada kısacık ömrümüzü olduğumuz gibi yaşamak isteriz ancak ne yazık ki güç
ilişkileri, para otoriteleri, insanların bir kaç bin yıldır kendi akıllarınca yaratıkları
düzenlerin çerçevesine takılmasından dolayı hareket alanlarımızı
daralmaktadır.    

Şu yaşadığımız kısacık dünyada küçücük bir şey yapmadan dünyayı yarattığını
göstermeye çalışan, sürekli önde gözükenler dünyanın sefasını çekerken,
bazılarımızda gece ve gündüz demeden çalışırız ancak karnımız yine doymaz.
Ancak bazıları da ya hiç çalışmaz veya az çalışır ancak çok kazanır. Ozanın
ifadesi ile kimi parmağını yalar kimi bal yutar. 

Yaşama dair edindiğimiz birikimlerimiz ve tecrübelerimiz çok önemli. Bazıları
insanlığın birikimini kullanarak yaşamda arzulanan mutluluğu kısa sürede kurmak
isterler. Kısa yolda bilgi sahibi ve varlıklı olmak isterler. Ancak bir
başkasının tecrübesini kullanarak kısa sürede düşünsel ve kültürel bir birikimi
oluşturmak ve onu kendi yol haritasına dönüştürmesi pek kolay değil. Mutlaka
bazı zorlukları yaşayarak tecrübe etmek gerekir.  Eğer o kadarda kolay
olsaydı bugün insanlık başarılı insanların yaşamdan öğrendiklerini olduğu gibi
yaşamlarına aktarırlardı. Böylece daha az emekle kolay bir yaşam elde edilmiş
olurdu ki bu hiçbir zaman insan beyninin işleyişi ve bilgi edinme ilkesine
aykırıdır.  Ancak hayatın gerçeği her insan kendisi kendi yolunu mutlaka
kendisi örmelidir. Bütünü görmek ve onu anlaşılır bir şekilde dile getirmek ve
hayatı planlamak gerekir. Bu da ancak belirli bir bilinçle oluşur. Bilinçte
kolay kazanılmıyor. Okumak, yazmak, yaşadıklarımızı analiz etmek, tekrar
okumak, okuduklarımızdan etkilenmek ve sonunda kendimize bir yol haritası
çıkarmamız gerekir. Yaşadıklarımızda ders çıkarmak, sorumluluk almayı
gerektirir.  Sanırım bu yaşadığımız dünyayı en erken felsefeciler,
edebiyatçılar, şairler anladılar. Onların hayta dair eleştirileri ve dirençleri
oldu. Hayatın ne olduğunu araştıran filozoflardan Friedrich Nietzsche
(1844-1900)’nin Hayatın anlamına dair yazdığı “hayat” şiirinde bir bütün olarak
özetliyor çoğumuzun yaşadığı hayatı.

HAYAT…

Gidene kal demeyeceksin. .

Gidene kal demek zavallılara,

Kalana git demek terbiyesizlere,

Dönmeyene dön demek acizlere,

Hak edene git demek asillere yaraşır.

Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa değersiz hep sen
olursun…

Düşün kim üzebilir seni, senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu,  sen istemezsen?

Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Her şey sende başlar, sende biter…

Yeter ki yürekli ol,  tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşam
sevgisini…

  [Ya çare sizsiniz,  ya da çaresizsiniz. ]

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de.

Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,

Oynadım.

Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.

Sonra dedim ki söz ver kendine;

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin,

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin.

Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.

Öyle değerliymiş ki zaman,

Hep acele etmem bundan.

Anladım.

Nietzsche’nin çocukluğunda yaşadığı ağır sorunlar sonrası “nesnel gerçeği
araştırma” ilkesi ile hayatı sorgulayarak dünyayı yeniden tanımlamıştır. En
sonunda zamanın ne denli kıymetli olduğunu anlamış ve kalan yaşamı içinde acele
ettiğini belirtiyor. Onun için, insan kendince anladığı dünyada kendine nasıl
bir yol haritası çizdiyse onu yaşadığını/yaşayacağını belirtiyor.

Tabii insanın bu bilince erişmesi de yukarıda belirtildiği gibi herhalde
kolay olmamıştır. Aksi takdirde doğada bedelsiz bir şey olmadığı için doğanın
yasasına aykırı olurdu.

Yaşadığım Hayattan Öğrendiklerim

Karınca kaderince hayta her birimiz gibi benimde edindiği bazı tecrübelerim
var tabii. Bunların başında öncelikli olarak iyi bir yol haritanızın olmasıdır.
Yol haritanız aynı zamanda yaşam kılavuzunuzu da içermeli.  Yol haritası
yaşadığın gerçeklerden kopuk olmayan ve ulaşılabilir bir hedefi içermelidir.
Erken dönemde etrafından, ülkende dünyada olup bitenleri anlamak için önce iyi
bir coğrafya sonrada iyi bir tarih bilgisine sahip olmak gerekir.  Tarihi
bilinci kişinin yol haritasının oluşturulmasında gerçekçi olmanı sağlar. Yol
haritasını sağlam oluşturmak içi erken dönemde kim olduğunun bilincine vararak
kendini tanımalısın. Yunus Emre’nin  “… kendini tanımasan bu nice
okumaktır” ifadesi akıldan çıkarılmamalıdır. Kendini bilen kendi zaaflarını ve
üstünlükleri bilir ve ona göre neyi islediğini bilir, neyi istemediğini de
bilir.

Yaşamdan edindiğin birikimlerinle hedefin ve stratejik yaşam kılavuzunda
zamanla değişebilir. Ancak ana prensiplerden de sapılmamalıdır. 

İnsanın hayat yolculuğunda samimi olması ve amacı yaşama anlam katmalı. MIŞ
gibi değil de gerçekten kendini yaşamalı. Mevlana’nın ifadesi ile ya olduğu
gibi ya da göründüğü gibi olmalı. Kimseyi kaldırmamalı çünkü önce kendini
kandıramasın. Onun için ilkeli, kişilikli ve sana özgü kişiliğin yaşam
kılavuzunla bir bütünlük oluşturmalıdır. Küçük işlerle uğraşmamalı insan, küçük
işlerin insanı küçük kalır ve iltifat göremez.

İnsan önce kendine değer vermeli sonrada karşısındakine. Sen kendini
değerli yapmak için beynine ve vücuduna değer katmadıysan kimsenin sana değer
vermesini beklememelisin.

İnsan çok sık özür dilememeli, yaşadığı hayat iyisiyle kötüsüyle
yaşanmıştır. Pişmanlık, gelecek için bir daha yanlış yapmamak için öğretici
değilse çoğu zaman bir şey katmaz.

Ruh sağlığı ve sağlıklı yaşam için aile hayatı ve içten arkadaşlara sahip
olmak önemli. Zaman zaman insanlar ile hayatın bir kısmı paylaşmakta yarar var.
Steve Jobs’un “Bir insan ameliyathaneye girdiğinde, o ana kadar okumayı
bitirmiş olması gereken bir kitabın olduğunu fark ediyor – “Sağlıklı Hayat
Kitabı” ifadesi hepimizin kulağına küpe olsun.

Tabii “vakit nakittir” ifadesi Nietzsche’nin belirtiği gibi önemli. Hele
iletişim  çağında zamanı iyi kullanmak gerekir. Fakat unutmayalım bir
milyon liralık saate ile on liralık saatte aynı zamanı gösteriyor. Fakat biri
saate baktığında planlama yapıyor, diğer yemek yeme zamanı geldi diyor.

Her gün yaşama yeni bir şevkle başlamak yaşamdan bıkmamak ve coşkulu
yaşamak önemli insanın her yaşta öğreneceği ve yapacağı o kadar çok şey var ki.
Düşündükçe de neden geç kaldım, neden daha önceden yapamadığım öncelliklimi ertelettim
diye de hayıflanabiliyor insan. Ancak yaşanan yaşanmıştır ve geriye dönerek bir
daha geçmiş yaşanmayacağından, geleceğe yönelip daha organize edilmiş bilinçli
bir yaşam kurmaya bakmak daha yaralı olur diye düşünmeliyiz.

Var olmak, can olmak, canlı olmak, doğadaki her nesneyi önemli ve anlamlı
görmek ve onlara sevgi ile yaklaşmak insanı insan yapıyor ve yaşama sevincini
artırıyor. Kendimiz kadar diğer varlıkları da önemsemek gerekir. Steve jobs’ın
“ister first class’ta ister ekonomide oturun, bilin ki o uçak düşerse siz de
içinde olacaksınız…” diyor. Yaşadığımız dünyayı yaşayamaz hale getirirsek
bizde bu yaşamdan aynı şekilde zarar görürüz.

Ne diyelim güzel düşünelim, güzel yaşayalım.

Share
2411 Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.