Bu bağlamda ailelerin ve öğrencilerin hiçbir kabahati yok. Vatandaş çocuğunu mevcut koşullarda herhangi bir üniversiteye öğrencinin başarısı ve maddi durumuna göre bir yükseköğretime kayıt yaptırmak zorunda. Sonuç Yavuz beyin dediği gibi nitelikten yoksun bir mezun profili. Nihayet bugün Türkiye’deki en yüksek işsizlik % 25 ile üniversite mezunlarındadır. Ve niteliği düşük ciddi sayıdaki üniversite mezunu ileride Türkiye’nin ciddi sosyal sorunu olabilir. Türkiye’nin gelecekte bu tür sosyal tepkilere de hazır olması gerekir.
Genelde gelişmiş ülkelerde ara işgücü ile nitelikli üniversite mezunu arasındaki oran önemsenir. Ülkenin ihtiyacı olan nitelikli ara eleman yetiştirmek yerine, bütün gençliği üniversite diploması sahibi yapmaya yönelttik.
Aslında herkes üniversite mezunu olacak diye bir şey hiçbir ülkede yok. Toplumun eğitilmesi ve mümkünse Türkiye’nin gelişmemiz için daha fazla nitelikli doktoralı insan sayısının artırılması savunulmalı. Ancak bırakın doktoralı mezun vermek, lisans mezunlarının kalitesi tartışılmalı. Bu bağlamda planlamaya göre istihdam edilecek düzeyde üniversite ve kontenjan politikası izlenmelidir.
Bu bağlamda bugüne kadar ciddi anlamda özerk üniversite ve özgürlük ortamını savunamadık. Özgür olmayan kişi kendisini gerçekleştiremez. Özerk olmayan kurum nitelikli insan yetiştirme konusunda planlama ve strateji oluşturamaz.
Görebildiğim kadarı ile üniversiteler evrensel ölçekte üniversite geleneklerini kaybetti. Son 30 küsur yıldır üniversiteler siyasetin elinde zar ağlıyor. Özerklik, akademik özgürlük, geleceğin bağımsız olarak planlanması, özgür düşünce hak getire. Evrensel ölçekten yoksun hiçbir üniversitelilik niteliği olmayan insanların olduğu bir yerde nitelikli üniversite olmaz. Üniversite eğitiminin temeli her hoca öğretmenden farklı olarak yaptığı araştırma alanı ve ürettiği bilgi üzerinden ders verir.
ÇÖZÜM ÖZEL ÜNİVERSİTE DE DEĞİL ÖZERK ÜNİVERSİTE DE ARANMALIDIR
Sayın Yavuz’un şahsında değil ancak onun temsil ettiği iş dünyası ve kurumlar başta olmak üzere Türkiye’de özel üniversite talebini öne sürerken üniversite diplomalarının kalitesini öne sürmektedirler. Bu şikâyetler dün yapılsaydı bugün ülkemiz bu duruma gelmezdi. İş çevrelerini dün YÖK’ün oluşumuna ve bugün de sürmesine verdiği desteği, aslında özel olan Vakıf Üniversitelerinin CEO yönetiminde (mütevelli heyetli) devlet üniversitesi ortalamasından da daha düşük mezunlar verdiğini her halde bilmiyor değiller. Başta Vakıf Üniversiteleri olmak üzere gelenekleri olmayan, akademik kadroları oluşmadan açılan birçok üniversitenin mezunları tümden döküldüğünü görmezden gelemeyiz. Bunun da sorumlusu çocuğuna yükseköğretim imkânı ariyan vatandaş değil, ortamın bu duruma gelmesini sağlayan bilim ve ülke ihtiyacına dayanmayan politikalar vede politikacılardır. Peki, Milli Eğitimin bu hale gelişinden Yavuz’un da içinde yer aldığı kesimlerin etkisi ve rolü ne oldu, ne oluyor, pek çok Dünya Bankası projesi uygulandı, eğitimcilerimize üniversitelerimize de kolay kolay görüş sorulmadı. Şimdi dert yananların bundaki payları ne? Köylü zavallı işçi aileleri karar vermedi her halde? O gün de bugün de etkili iş ve kamu ve özel kurum temsilcileri bu yanlışlara karşı çıkmadıkları için sorumludurlar.
Geldiğimiz yerde eğitim kalitesi düşük olan üniversiteleri dünyanın gerisinde kalmış, mezunları kendilerinden beklenen iş becerileri, vizyon ve entelektüel birikime sağlayamadı. Budurum ülkenin diğer bütün sorunlarına yansımaktadır. Ülkemiz etrafından olup biten birçok sorunu ve gelişmeyi okuyamıyor. Bilim ve teknolojide içinde yer almak istediğimiz batı dünyasının çok gerisine düştük. Artık şunu kabul edelim, Türkiye eğitimi ve bilimi soğuk savaş politikalarına yenik düşürüldü. Türkiye geleceğini ve vizyonu zekice belirleyemedi. En kısa sürede eğitim ve üniversite politikamız ve anlayışımızı siyaset üstü anlayışla gözden geçirmek zorundayız. Özerk ve özgür olmayan eğitim ve bilim Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretemez.
(devam edecek)

