Önceleri sanıldı ki tek sorun ülkemiz eğitime yeterli para ayıramıyor. Doğru 2015 OECD verilerine göre öğrenci başına en az parayı harcayan ülkeler içinde ikinci sırada Türkiye geliyor. Ancak son yıllarda yüzde olarak olmasa da miktar olarak önemli ölçüde artış sağlandı fakat sorun salt para sorunu olmadığı da anlaşıldı.
Dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadarı ile aileler çocuklarının eğitimi için her şeylerini harcamaktadırlar. Vatandaş özel okullar üzerinden devletin üzerinden önemli bir yüke kendi üstüne almıştır. Buna rağmen ülkemizde bırakın ileriye gitmeyi gerilediğimiz somut PISA; ÖSYM, TEOG rakamlar ile ortada. Ayrıca bir hoca olarak öğrencilerin sınavlarda sorulan sorulara verdikleri cevaplar eğitimimizin acı durumunu üzülerek görüyoruz. Öğrencilerin genel kültür, tarih ve sosyal derslerde ne kadar yetersiz olduğuna inanamıyoruz.
Prof. Dr. Ziya Selçuk (1 Şubat 2011) o dönemki Radikal Gazetesindeki köşesinde, OECD ülkeleri içinde, veli katkısıyla birlikte öğrenci başına en çok para harcayan ülke Türkiye olmasına rağmen başarı sıralamasında ilk 30’da bile yer alamıyoruz. Aslında aileler devletin yapması gereken eğitimin ağırlıklı yükü omuzlarına almış ve devlet ekonomik olarak kısmen rahatlamış. Bizde eğitim ailelere yüklenmiş. Tek hedef var o da sınavı kazanmak.
Ancak eğitimin kalitesi yine artmamış. Sayın Selçuk’a göre “devletin devasal eğitim kurumu etkin değil, üretemiyor ve geleceğin yetişmiş insan gücünü oluşturamıyor”. Kapitalizmin en ileri ülkesi Amerika Birleşik Devletlerinde bile eğitim devletin kontrolünde ve çok az sayıda sayılacak kadar özel ilk ve orta öğretim okulu var. Avrupa’da keza çok sınırlı sayıda özel okul bulunmaktadır.
Türkiye’nin belirlenmiş somut eğitim amacı ve hedefi yok!
Planlama konusu çok ciddi ve belki de öncelikli konu. Eğitim gibi en pahalı yatırımda ne tür bir hedefin olduğu ve bunu başarmak için ne tür insan gücüne ihtiyaç duyduğunuzu ve bunun sürdürebilirliğini sağlamak için ne kadar kaynak ayrılacağını hesaplamak gerekir.
Ancak sorun temelde bir planlama sorunu, amaç ve hedef sorunu. Öğretmen kalitesi, öğretim üyesi kalitesi ile ilgi ciddi bir sorun yaşıyor. Hepsinden önemlisi ülkemizde ciddi bir objektif eğitim ortamı yaratma sorunu yaşanıyor. Türkiye’nin son yıllarda uyguladığı eğitim politikaları eğitimin yapısal sorunları ile bütünleşince, eğitim yerine ezbere dayalı bir öğretme sistemi oluştu. Ezbere ve sınava dayalı bu yapı ile söz konusu sınav sonuçları ortaya çıkmış durumdadır.
Sorun tek başına derslik, bina, öğretmen ve yönetici değişikliği değildir
Son yıllarda öğrencilerin temel yeterlik düzeyinin altındaki öğrencilerin beceri düzeylerinde genel bir iyileşme olmasına rağmen bu durum genel ortalamayı değiştirememektedir. Sosyoekonomik kökenle öğrenci başarısı arasındaki farklılığın giderilmesi için bir an önce derslik açığı, öğretmen açığı, dersliklerdeki kalite ve öğrenci sayısı yanında eğitimde niteliğe önem verilmesi ile Türkiye PISA sınavlarında ilerleyebileceği bekleniliyor. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz Bey de benzer görüşleri ileri sürüyor.
Eski Milli Eğitim bakanlarından Sayın Hüseyin Çelik, PISA 2006 sonuçları konusunda basına yaptığı değerlendirmede “Ben 2006 PISA programından da ekstra bir başarı beklemiyorum. Ne zaman başarı bekleyeceğiz. Müfredatımız tam devreye girdikten sonra, PISA’da da müfredatımızın dayandığı temel paradigmaya uygun olarak sorular sorulduğu için Türkiye esas başarı skalasında yerini alacak” ifadesini kullanmıştı. Aradan 10 yıl geçti bugün biz daha da gerilerdeyiz.
Üzerinden birkaç müfredat değişikliği daha geçti. 4 +4+4 devreye gireli 5 yıl oldu sonuç yine değişmedi. O zaman bir başka temel sorunumuz var demektir. Bu sorunu uzmanların oturup ciddi olarak incelmesi ve mutlaka ülkemizin geleceği olan eğitimi evrensel boyuta getirmesi gerekir.
Türkiye’de bölgeler arasında ciddi farklılıkların olduğu doğru. Ancak yine de Anadolu’da bazı illerin dönem dönem başarılı sonuçlar alınırken. İstanbul ve Ankara gibi metropollerde de çok başarısız okulların olduğu da bir gerçek. ABD’de bölgesel farklılıklar olmasına rağmen eğitim yine kendi çapında ciddi olarak yapılmaktadır. Prof. Dr. Ziya Selçuk, “Sosyoekonomik açıdan öğrenciler arasında ‘başarı uçurumu’, Türkiye’de çok derin” olduğunu belirterek, Türkiye’de en üst çeyrekteki öğrenciler, ortalama 92 puan daha fazla aldığını ancak Finlandiya’da 61, Hırvatistan’da 73 olduğunu belirtiyor.
(devam edecek)

