İYİ TOPRAK-SAĞLIKLI ÇEVRE-KALİTELİ BİTKİ VE DOLAYISIYLA SAĞLIKLI YAŞAM
Sorun Buğdayda Değil Endüstriyel Gıda Sektöründeki Aç Gözlülükten kaynaklanıyor.
İnsanın günümüzde yaşadığı çoğu hastalığın endüstriyel gıdalardan kaynaklandığını Canan Karatay hocamız bizlerden daha iyi bileceklerdir. Sorun insanın normal bitkinin ürettiği gıda yerine katma değeri yükseltilmiş ürünlere dönmesidir. Ürünlerin kalitesinin arttırılması amacı ile başlayan bu süreç bugün bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Şeker her bitkinin bünyesinde mevcuttur. Ancak genellikle mısırdan elde edilen nişasta hidrolizatının içerdiği glukozun, enzimler yardımıyla değişen oranlarda fruktoza çevrilmesi ile oluşan fruktozlu mısır şurubu altı karbonlu bir monosakkarittir. Yediğimiz çoğu meyve ve sebzede bulunan ve yakın geçmişe kadar herhangi bir problem oluşturmayan früktoz şekerini atalarımız yüzyıllarca tükettiler. Kavun, karpuz, üzüm, bal vs. tümü doğada mevcut ve bizim fizyolojimize benzer fizyolojiye sahip canlılar en az 300-450 milyon yıldır bu şekerleri kullanıyorlar. Bildiğimiz son 20 bin yıllık insanlık tarihi ve tarım evrimi süresince ekmeğin sağlık sorunu yarattığını sanmıyorum. Bu durum Arkeologlar için bir araştırma konusu olabilir.
Sayın Karatay hocamızın şekerin sağlığa zararlı olduğu konusundaki tespiti bilimsel bir tespit. Şekerin özellikle de rafine şekerin sağlığımızı bozduğu da doğru. Ancak bunun suçu buğdayda değildir.
Özet olarak ekolojinin temel prensibi olarak her canlı bir başka canlıyı enerji kaynağı olarak tüketmektedir. Besin zincirinin milyonlarca yıllık döngüsü halen devam etmektedir ve devam edecektir. Artan dünya nüfusu ve beraberinde artan ciddi gıda ihtiyacı doğal yollarla karşılanmak yerine, katma değeri yükseltilerek veya raf ömrü uzatılarak daha rafine ürünler insana sunulmaktadır. İnsan soyunun tükettiği tüm gıdalar ya hayvansal kökenli ya da doğrudan bitkisel kökenlidir. Hayvanlar da ot tükettiğine göre yiyecekler doğrudan ot kökenlidir. Ot da fotosentezle karbonhidrat üretmekte, hem de kendisine gerekli besin elementlerini topraktan almaktadır. Karbonhidrat insan ve hayvan bünyesinde şekere dönüşür. Bitkiler, hayvanlar ve insanların zorunlu ihtiyaç duydukları besin elementleri aynıdır. Ancak insanın bazı bitkiler üzerinden aldığı zorlama şekerler ve yalnızca nişasta kökenli beslenme insan sağlığını bozabilir. Burada sorunu doğal buğdaya değil, buğdayı buğday olmaktan çıkaran ve buğdayı fakir una çeviren insanın günümüzdeki aç gözlülüğüne bağlamak daha doğru olur. Kapitalizmin gıda sektörü üzerinden insan sağlığını nasıl bozduğunu anlamadan birbirimizi suçlar dururuz. On binlerce yıldır buğday, mısır, patates, kavun, karpuz yiyen insanın geçmişteki sağlıklı kalışını açıklayamayız ve gelecekte yaşanacak çoğu hastalığı da anlayamayız.
Sonuç itibarı ile konuya antropoloji, tarih, ekoloji, tarım, insan sağlığı ve beslenme fizyolojisi içinde çok boyutlu bakarak analiz etmek gerekir. Bu bağlamda tıp doktoru hocalarımızın insan ve bitki beslenmesi arasındaki ilişkiyi de dikkate alarak ve bu çerçevede tıp-tarım bilimi işbirliği içinde değerlendirmeleri daha yararlı olacaktır. Canan Karatay hocamızın kitaplarında çok önemli biyokimya bilgileri var, çok da yararlı, ancak sorunun adresi ve kaynağı bitki değil, buğday değil, buğdayda insan için yararlı olan zorunlu besin elementlerinin undan çalınması ve insanın önüne besin değeri olmayan ekmek çıkarılmasıdır. Buğday kalitesini artırmak için daha çok araştırma yapmak, unun kalitesini bozdurmamak ve bu konuda devletin sorumluluklarının olduğunu kamuoyuna açıklamanın da yine bilim insanlarının işi olduğunu belirtelim.
Sağlık ve Tarım Bakanlıkları Birlikte Çalışmak Zorundadır
Türkiye’nin öncelikle yapması gereken insanının sağlıklı beslenmesi için gıda güvenliği konusuna eğilmektir. Buğday bitkisinin başta besin elementleri içeriğini yükselterek kalitenin arttırılması ve ondan sonra da ekmeğin kalitesinin arttırılması sağlanmalıdır. Başta ABD olmak üzere, son yıllarda sağlığın insanın kaliteli beslenmesinden geçtiği gerçeği ile sağlık bakanlıkları doğrudan tarım bakanlıkları ile koordineli çalışmaktadırlar. Sağlık- tarım arasındaki ilişki yeniden düzenlenmelidir. Bu konularda çok sayıda potansiyel proje alanı bulunmaktadır. Tarım bilimi gelecek için bu konuda çevre-sağlık ekseninde yeni paradigmalar geliştirilmeli ve projeksiyonlar çizmelidir.
İYİ TOPRAK-SAĞLIKLI ÇEVRE-KALİTELİ BİTKİ VE DOLAYISIYLA SAĞLIKLI YAŞAM ilişkisinin iyi anlaşılması mutlaka sağlanmalıdır. Bunun için de her şeyden önce sağlıklı çevre, verimli toprak, binlerce-on binlerce yıldan beri düzeni bozulmamış bir yağış ve sıcaklık düzeni, çevreye uyumlu ve kalitesi korunmuş bitki kaynakları varlığını sürdürülebilirlik içinde olması gerekir. Tüm bunları koruyup kollayacak ve sürmesini/sürekliliğini sağlayacak insan bilincine ve devlet politikalarına gereksinim kaçınılmazdır.

