Tarihsel olarak tarım, sanayi ve iletişim teknolojileri devrimleri sahip oldukları üretim ilişkileri toplumların ekonomik ve sosyal yapısını dönüştürmektedir. Aynı zamanda üretim ilişkilerine bağlı da yeni eğitim paradigmaları doğurmaktadır. Bilgi teknolojileri ve onun bir üst aşması olan Endüstri 4.0 çağının anlaşılması ve hayta geçirilmesi için ona uygun eğitim ve teknoloji kullanımına sahip olan ciddi bir insan sermayesi gerekmektedir. Diğer bir ifade ile bilginin hızla üretildiği ve tüketildiği çağda yeni iletişim teknolojileri bilgisi üretmek, teknolojileri kullanabilmek teknolojiyi bilen ve hızla bilgiyi anlayan ve kullanabilen nitelikli insan gücüne bağlı gelişme sağlanıyor. Nitelikli eğitim gücüde bağımsız düşünme, tem bilimlerin kavranması ve yaratıcı eğitim ile sağlanmaktadır. Aksi takdirde çağının gerisinde kalmak ve belki de bir daha yakalama şansıda olmayabilir.
BİLGİ ÇAĞINDA ELEŞTİREL DÜŞÜNCE ÖNEM KAZANMAKTADIR
Bilginin hızla yenilendiği ve günlük değişimlerin yaşandığı günümüzde eğitimin kişiye esneklik, duygusal zenginlik yanında sorgulayıcılık, araştırıcılık, yaratıcılık özelliği kazandırması büyük önem taşmaktadır. Bu şekilde yetişen bir bireyin ancak sorumluluk ile yaşam boyu öğrenme alışkanlığı kazanarak yararlı konuma gelebilir. Bu eğitimin mutlaka üniversite öncesi ve sonrasındaki programlarda olması gerekir.
Bilgi toplumunda artan bilgi fazlalığı ve çeşitliliği içinde artan bilgi kirliliğinin ayıklanması veya sınıflandırılması için okuyucunun öncelikle kritik düşünme ve eleştirel düşünme yeteneğine sahip olması da ayrıca önem kazanan bir olgudur. Hepsinden önemlisi sorgulama ve eleştirel düşünceye sahip olmadan yaratıcılık sağlanmadığı dünyanın bilimsel geçmişinin en açık destekleyicisi ve gıdasıdır. Bilim insanlarının bu anlamdaki biricik gıdası özgür ve eleştirel çalışma ortamı olmasa solmazdır. Bugün yaratılan bütün sahip olduğumuz bilgi teknolojileri ve bilgiye erişim sorgulama sonucunda kazanılmıştır.
NE YAPMALIYIZ?
Bilgiye erişme ihtiyacının öncelikle doğması gerekir. Bilim yapmayan bir toplumun veya kişinin bilgiye erişim arayışına girmesi pek beklenemez. Toplum olarak eğitim, bilim ve teknoloji yaratma konusunda nasıl bir konumda olmalıyız sorusunun cevabı toplum olarak aynı zamanda bilimsel kimliğimizi de ortaya koymaktadır. Bu kimliğin gereğini yerine getirmediğiniz durumda mutuz olur ve üretemezsiniz.
Bugün ki konumda ekonomik durumumuz, içinde bulunduğumuz coğrafyanın önümüze koyduğu karmaşık sorunlar ve bütün bunları sosyal yansımalarının yaradığı bir dizi sorun bulunuyor. Sorunları görmemezlikten gelinemeyecek kadar yapısallaymış konumdadır. Sorun çözmenin tek yolu bilimin yol göstericiliğidir. Ülkemizin sorunları bilimsel yöntemler ve arayışlar ile çözmesi için bilim kuruluşlarının öncelikle bağımsız ve özerk olması gerekir.
Türkiye’nin zaman kaybetmeden eğitim ve bilimde çağı yakalayacak somut adımları atması gerekir. Buna toplumun öncelikle de siyasetin inanması gerekir. Devletin her kademesinin nitelikli eğitim, bilim ve teknoloji yaratmanın önemini iliklerine kadar benliğinde hissetmesi gerekir. Sanayi, iletişim teknolojileri ve Endüstri 4.0 gibi çağına bilimsel olarak pek katkısı olmayan bir toplum olarak kendimizi hızla hem bu çağa hazırlamalıyız hem de çağın ilerisine geçmek için çabalamalıyız. Bu alanda gelişmiş toplumların geçmişte geçtikleri köprü olarak bilgiye erişmek için öncelikle özerk bilim ortamı hazırlanmalı ve devletimiz siyaset kurumu bilimin özgür ortamda yaptığına inanması ve/ya ikna edilmesi gerekir. Bilgiye erişim için gerekli alt yapı ve mali kaynak sağlanmalı Kütüphane ve dokümantasyon merkezleri güçlendirilmelidir. Bilime yapılan katkı gelişmiş ülkeler düzeyine hemen çıkarılmalı hatta G. Kore gibi GSMH’nin % 3-3.5 kadarı bile ayrılmalıdır.
Bugünki eğitim, bilim ve teknoloji yaratma anlayışımız ve potansiyelimizle korkarım iletişim teknolojileri çağı ve onun bir üst versiyonu olan Endüstri 4.0 vb. gibi gelişmeleri (çağını) yakalayamayız. Türkiye bilim yarışı maratonuna çok geç başladığı veya başlamasını şu veya bu şekilde geciktirdiğini geriye bakınca net olarak görüyoruz. Mevcut YÖK yasası ve 1982 anayasasının oluşturduğu yapının etkisi ile çağın bilimini ve teknolojisini yakalayacak yetişmiş insan potansiyelini oluşturama konumundan çok uzak olduğumuz 35 yıllık tecrübe ile açık. Ancak zaman kaybetmeden siyaset üstü bir anlayışla bilgi toplumunun gereklerinin yerine getirebilmesi için kısa sürede yeni paradigmalar yaratmak zorundadır. Yoksa belki hiçbir zaman yakalamayacağı fırsatı kaçırmış olur.
ÖNERİ OLARAK
Günümüzde hızla üretilen ve tüketilen bilginin kavranması ve var olan bilgiye erişim bilgi birikimi ve sistematikliği gerektiriyor. Yoğun bilgi birikimi içinde bilgi kirliliğinden arınmak, bilgiye erişim, bilgiyi amaca uygun kullanımı için analitik düşünceye dayalı, kritik düşünen ve sorgulayan bir yapıya sahip olmak gerekir. Bu bağlamda üniversite özerkliği ve akademik özgürlük bu bağlamda kaçınılmaz öneme sahiptir. Bu bağlamda başta üniversiteler olmak üzere bilim kuruluşlarının özgürce bilim yapması ve bilgiye erişimi çok önemlidir.
Ülkenin ve özelde de üniversitelerin belirlenmiş bilim politikalarının oluşturması. Amaç ve hedeflerin netleştirilmesi ve hedeflerin gerçekleşme düzeyinin izlenmesi önemli.
Çağın gerisinde kalmamak için Bilgi ve İletişim Teknolojileri konusunda belirlenmiş bir bilim politika ve stratejinin oluşturması gerekir.
Üniversitelerde kütüphanecilik ve veri sağlama hizmetleri öncelikli olmalı.
Bilgi işlem hizmetleri üzerinden veriye ulaşıldığı için, bilgi işlem merkezleri ve teknolojileri yanından program ve kaynak teminine öncelik verilmeli. Son yıllarda veri sağlama ve yayınlar konusunda ciddi ilerleme sağlandı ve ülkemiz üniversitelerinin konuya öncelik vermesi zorunlu.
Üniversite bütçelerinin bu bağlamda belirli bir oranın (en azından % 10 ve üstünde) mutlaka kütüphane ve dokümantasyona ayırması,
Akademik verilere açık erişim sağlama konusunda farkınavarılabilirlik sağlamak amacı ile eğitsel faaliyetlere gidilmeli,
Bilgi kaynağına erişim ve kaynak kullanımı dersi mutlaka lisansüstünde ders olarak okutulmalıdır.

