Ben beni bildim bileli Adana’da toplu taşımacılıkta bitmek bilmeyen sorun ve sıkıntılar var. Bir taraftan hat kavgası, bir taraftan Büyükşehir Belediyesi Otobüsleri ile yapılan mücadele ve kavgalar, bir taraftan süre ve sıra kavgası, bir taraftan yolcu kapma yarışı, ücret miktarı, sigortasız adam çalıştırma, kayıt dışı çalışma (insanlar nakit para veriyor ama karşılığında belge almıyor) ve mazot fiyatı…
Bunlar toplu taşıma şoförlerinin kendi aralarında sorunları. Birde yolcularla olan sorunları var. Hızlı veya yavaş gitme, yazın klima açmama, durak haricinde yolcu alıp-durak haricinde indirmeme, süre yok diye yolcuyu ineceği duraktan indirmeme, trafik kurallarına uymadıkları için yolculardan gelen tepkilere tepki gösterme, yolcu inmeden hareket edip yolcuyu indirme, sürekli korna çalarak trafikte gürültüye neden olma…
Görüyorsunuz saymakla bitmeyen bir sorun yumağı var ortada… Sorunlar bununla da bitmiyor. Şehit aileleri, gaziler, 65 yaş üstü insanlar, gazeteciler, polisler, zabıtalar, ASKİ çalışanları, PTT çalışanları da toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullandıkları için neredeyse hemen hemen her gün otobüs şoförü ile gırtlak gırtlağa geliyorlar… Tabi ki polis ve zabıta bu kavganın dışında kalıyor. Çünkü otobüs sürücüleri polis ve zabıtaya tek kelime edemiyor.
Bu konularla ilgili bilmiyorum kaç kez haber yaptım, kaç kez dönemin valililerine açık mektup yazdım… Yine meslektaşlarım ve mesleki büyüklerim bu konuda defalarca kez uyarı yaptı. Belki de bu uyarılar milyonlarca kez olmuştur. Kooperatif başkanları, oda başkanları, otobüs sahipleri, otobüs şoförleri bu konularda yapılan uyarılara kulak tıkıyor, bazen de otobüs şoförleri şikayetçi olacağını söyleyen kişilere “2’de çay söyle” diyordu.
Bu kadar hatırlatma sonrasında geldiğimiz noktaya bakacak olursak, bir otobüs şoförü şehit annesine hareket ediyor, devletimize dil uzatıyor. Aslında bu ilk değil, son olacağını da düşünmüyorum. Şimdi otobüsçüler yapılan habere sitem ediyor. Bu olayın bu kadar büyük cezası olmamalıydı diyor. Yılların birikimi var ortada, artık birilerine bir fatura kesilmesi gerekiyordu.
Şimdi otobüsçüler 21 Şubat tarihinde tüm otobüslerin gelirini şehit ailelerine bağışlayacağını duyuruyor. Bu iş günah çıkarmaya benziyor bence… Hani otobüsler para kazanmıyordu? Hani sabahtan akşama kadar ‘Beleşçileri’ taşıyordu? Ki, buradaki ‘Beleşçi’ olarak adlandırılan kişiler, 65 yaş üstü insanlar, gazeteciler, engelliler, şehit aileleri ve gaziler….
Ne oldu şimdi, neden böyle bir karar alınıyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dün olduğu gibi bugünde şehidinden miras kalan ailesine sahip çıkmaktadır. Sizler ne kadar kabul etmeseniz de otobüsünüze binen şehit ailelerinin ücretini bu büyük devlet ve kudretli devlet kuruşu kuruşuna ödemektedir. Ödeme alamayanlar, neden ödeme alamadıklarını kendileri çok iyi biliyorlar. Buradan yazmak, asıl gündem maddemizi ikinci plana attıracak kadar büyük ve önemli bir konudur. Ayrıca şu çok açık ve nettir ki; otobüsçülerden gelecek 3-5 kuruşa ne devletimizin, ne de şehit yakınlarının ihtiyacı vardır. Şehit yakınlarının tek istediği, kendilerine saygı duyulmasıdır. Ama maalesef bunu şimdiye kadar göremediklerini söylüyor.
İş tatlıya bağlansın, yaşın yanında kuru da yanmasın anlayışı ile yapılan bu şirinlik şimdilik alkışlanıyor. Ama bu alkışlar umarım yeni bir krizin tetikçisi olmaz. Umarım artık yaşanan olaylardan otobüsçüler gereken dersi çıkarmışlardır. Otobüste kral olmayı bir kenara bırakıp artık ekmeğine bakar, işine konsantre olur. Yoksa bu iş daha çok can yakar… Bunu artık otobüsçülerin anlaması, anlamıyorlarsa kooperatif yöneticilerinin taşın altına elini koyması gerekiyor…

