Ayrıca okuduğunu anlamayan veya yanlış anlayan insanın, yanlış anlamdan dolayı ne tür sorunlar çıkaracağı yaşadığımız çevremizde açık açık görüyoruz. Kamuoyu araştırmacıları sık sık ülke çapında yaptıkları araştırmada toplumun %60-70 kadar nasıl bir yönetim sistemi ile yönetildiğini bilmediğini belirtiyorlar. Ülkenin neredeyse % 90’nından fazlasının anayasanın bir tek maddesini bile bilmediği belirtiliyor. Çok az okuyan, neredeyse yazmayan ve yalnızca duyduğu ile yetinen ve ezbere konuşan bir toplumun çocuklarının da okuma ve anlamada yetersiz kalması çok kritik edilemez. Bütün bunların çarpan etkisinin sonucunda bu denli sorun yaşaması kaçınılmaz. Bu kadar şiddet, kadın cinayetleri, sokaklarda bir birini tanımadan renginden dolayı saldıran veya saldırıya uğrayan insanların tüm yaşadıkları konunun anlaşılmamasından kaynaklanmıyor mu? Sorun eğitim amacımızın ve stratejimizin olmamasındandır.
Aziz Sancar Nobel Kimya ödülü
Geriye doğru gittiğimizde Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizin ciddi bir eğitim başarısı var ve son meyvelerini de sayın Prof. Dr. Aziz Sancar’ın ben Cumhuriyet okullarında aldığım eğitim ile Nobel aldım demesi gibi somut bir “yapabilirim ışığımız” var. Aziz Sancar, Nobel başarısı ile eğitim nitelikli, fen okuryazarlığı temelinde ve bilimsel verilere bağlı olarak verilirse biz de başarılı oluruz mesajını vermiştir.
Türkiye’nin hiç kompleks (guru meselesi) yapmadan eğitim sistemini masaya yatırması ve sorunları ile yüzleşmesi gerekir. Kendi ülkemizin geçmişteki Köy Enstitüleri‘nin başarısı ve onun yetiştirdiği öğretmen yetiştirme sistemini elimizden kaçırdık. Artık çoğumuz dünyanın diğer eğitim konusunda başarılı olmuş ülkelerin nasıl yaptığına bakmayı daha çok benimsiyoruz.
Bu konuda ben de zorunlu olarak iyi örnek olsun diye Finlandiya, İsviçre, Güney Kore, Singapur ve diğer Asya ülkelerini örnek gösteriyorum. 2015 yılı PISA sonuçlarında sıralamanın ilk basamağında Singapur bulunuyor.
Singapur neden ilk sırada?
Singapur, çok genç bir ülke ve başarısının altındaki etkenleri Singapur Ulusal Eğitim Enstitüsü’nü kurucularından Nanyang Teknoloji Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Sing Kong Lee, başarının sırrındaki kilit faktörü olarak “öğretim standardı” diye ifade ediyor. BBC’nin haberine göre Prof. Lee, “Singapur kaliteli bir öğretim sistemi ve prestij ki bir eğitim ile beraber en iyi mezunları yetiştirmek için uzun yıllar çalıştı ve bunun için de çok büyük yatırımlar yaptı” diyor. Prof. Lee diyor ki en büyük unsur ise, “öğretmen olacak kişilerin mezunlar arasında en başarılı yüzde beşlik dilimden geliyor olması” geliyor. Yani öğreticileri en iyiler içinde seçiyor. Yani LİYAKAT esaslı çalışıyorlar. Finlandiya’da öğretmenlerin yüksek lisans eğitimi aldığını daha önce yazdık.
Asya’nın başarısı tesadüfi değil!
Asya’nın başarısı tesadüf değil. Çünkü tamamen ekonomik ve sosyal dinamiklere dayanıyor. Son yıllarda ekonomik dinamiklerin Asya’ya kayması, Avrupa’nın eski aydınlanmacı yapısından uzaklaşması ve ideolojik olarak hızla kimlik siyasetine yönelmesinin yansıması PISA sonuçlarına yansımışa benziyor. İlk on sırada Asya ülkelerinin olması bu bakımdan tesadüfü değildir. Asyalıların bir büyüme ve gelişme hedefi var iken batı ülkelerinde bu hedefler daha düşük ve giderek daha gerilere savrulduğu görülüyor. Asya ülkeleri yıllık ortalama % 6-10 oranında büyürken, batı ülkeleri % 1-3 arasında büyüyorlar. Son yılarda ABD ve Almanya gibi endüstri ülkeleri Asya ülkelerinin öne çıkması batınında sık sık gündemine gelmekte ve konunun gelecekleri için ne anlama geldiğini fark edip önlem almaya çalışıyorlar. Konuya ilişkin 29 Aralık 2010 tarihli The New York Times gazetesinde çıkan bir yorumda Çinli bir sınıfta çocukların Euklit teromelerini ezber bildikleri ve geometride çok başarılı oldukları Amerikalıların da dünyada 15-31 sıralarda yer alıklarını belirtiyorlar. Çoğunlukla Çin ve Güney Asya ülkelerindeki başarının sırını, çok çalımaysa, disiplini eğitime, tam gün okulun olması ve çok az TV izlenmesine bağlıyorlar.
(Devam edecek)

