izmir escort
hava
DOLAR 18,8077 % % 0
EURO 20,4470 % % -0.24
GRAM ALTIN 1.163,19 % % -0,28
ÇEYREK A. 1.901,81 % % -0,28
BITCOIN 441.957 % 0.021
SON DAKİKA

Dr. Tatar: “Bu Deprem Son Değil” 

Son Güncelleme :

26 Mayıs 2014 - 11:25

/ 456 views kez okundu.
Dr. Tatar: “Bu Deprem Son Değil” 

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şubesi Başkanı Dr. Mehmet Tatar, 2012 yılında MTA Genel Müdürlüğü tarafından karasal alanlara ilişkin yapılan çalışma sonucu hazırlanan diri fay haritasına göre ülkemizde 5.5 ve daha büyük deprem üretecek boyutta 485 fay segmenti veya fay zonunun yer aldığını söyledi.

ADANA (GÜNEY HABER) – TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şubesi Başkanı Dr. Mehmet Tatar, 2012 yılında MTA Genel Müdürlüğü tarafından karasal alanlara ilişkin yapılan çalışma sonucu hazırlanan diri fay haritasına göre ülkemizde 5.5 ve daha büyük deprem üretecek boyutta 485 fay segmenti veya fay zonunun yer aldığını söyledi.

ÇOK SAYIDA ARTÇI DEPREM OLDU
Ege Denizinde meydana gelen 6.5 büyüklüğündeki depremin son olmadığını vurgulayan Dr. Mehmet Tatar, gelinen noktada, son sarsıntının ülkedeki deprem gerçekliğini ana hatlarıyla ortaya çıkardığını belirtti. JMO Adana Şubesi Başkanı Dr. Mehmet Tatar, birçok yerleşim birimimizin fay hattı veya fay zonları üzerinde, kenarında veya etki alanı içerisinde yer aldığının bilindiğini belirterek şöyle konuştu: “Meydana gelen depremin Kuzey Anadolu fay hattının en batı ucunda Gökçeada‘nın kuzeyinde, deniz içerisinde yer alan bir segmentinde meydana geldiği anlaşılmaktadır. Depremden sonra büyüklükleri 5.3‘e varan çok sayıda artçı deprem meydana geldi. Ülkemizde meydana gelen depremler ve bugüne kadar yapılan araştırmalar, afet zararlarının önemli ölçüde denetimsizlikten kaynaklandığını ve doğa olaylarının afete dönüşmesinin en önemli nedenlerinden birinin de Yapı Üretim-Denetim Sistemi olduğunu göstermektedir.”
Dr. Tatar, son depremde meydana gelen hasarın ilk belirlemelere göre yeraltı suyunun yüksek olduğu, gevşek alüvyal zeminler üzerine kurulmuş olan yerleşim birimlerinde meydana gelmiş olmasını JMO olarak söylediklerini hatırlattı. Dr. Tatar, sağlıklı ve güvenli kentleşmeler için şu maddeleri sıraladı;
“1-Jeolojik verilere göre, doğru yer seçiminden başlayarak, yapı üretim ve denetim süreçleri rantın değil bilimin ve mühendisliğin yol göstericiliğinde yürütülmelidir.
2- Afet güvenli bir yapı üretimi için gerekli denetim sisteminin etkin, bütünlüklü ve güvenilir bir denetimi sağlayacak ve tüm süreçleri kapsayacak şekilde ele alınarak tanımlanması halkın can ve mal güvenliği için kaçınılmaz kamusal bir görevdir. Geçmişte yaşadığımız depremlerin yol açtığı can ve mal kayıpları, planlama, yapı üretim ve denetim sisteminin ne derece yetersiz ve sorunu çözmekten uzak olduğunu göstermiştir. Bu aşamada, her yönüyle etkin ve güvenli bir planlama, yapı üretim ve denetim sisteminin doğru tanım üzerinden yeniden kurulması kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir.
3- Ülkemizde meydana gelen depremlerin yol açtığı afet zararlarının, önemli ölçüde yanlış yer seçiminden ve binanın üzerine oturduğu zeminle ilişkisinden kaynaklandığı bilinmesine rağmen, binanın oturacağı zeminin özelliklerini ortaya koyan jeolojik-jeoteknik etüt (zemin ve temel etüt) çalışmalarının Yapı Denetim Sisteminin dışında tutularak projeler ekinde sunulan önemsiz belgeler haline dönüştürülmüş olması yapı güvenliğinde ciddi bir zafiyet yaratmıştır.
4- Yapı Denetim Sistemi uygulamada olduğu gibi sadece bina inşasının denetimi ile sınırlı kalmamalı; gelişmiş ülke örneklerinde olduğu gibi, arsanın imar parseline dönüştüğü aşamadan başlamak üzere etüt-proje ile etüt-projeye uygun yapı üretim süreçlerini de denetleyecek bir kapsama kavuşturulmalıdır. Binanın statik projesine veri sağlayan zemin ve temel etütleri de yapı denetim sistemi içine alınmalı, Yapı Denetim Kanunu ve ilgili mevzuat bu kapsamda revize edilmelidir.
5- Kentsel planlama, yapı üretim ve denetim süreçlerini yönlendirmek ve denetlemek için başta belediyeler olmak üzere bütün yerel yönetimlerde jeolojik-jeoteknik etüt birimleri kurulmalıdır.
6- Yapı ruhsatı vermeye yetkili belediyeler başta olmak üzere tüm yerel idarelerde, jeoloji mühendisi istihdamı zorunlu hale gelmeli, jeolojik-jeoteknik çalışmaların uygunluk denetimi jeoloji mühendisleri eliyle yapılmalıdır.
7- Deprem nedeniyle meydana gelen yaralanmaların hemen hemen tamamının panik nedeniyle meydana gelmiş olması afet eğitimlerinin yetersizliğini bize bir kez daha göstermiştir. Afet eğitimleri mutlaka jeoloji mühendislerinin desteği ve katkısını da alarak eğitimi alanlarda davranış değişikliği sağlayacak seviyeye getirilmesi gerekir.”
Dr. Tatar, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, meslektaşlarının yanı sıra halk arasında da kabul ve destek gören öneri ve taleplerin gerçekleştirilmesinin yaşamsal önemde olduğunu bir kez daha vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı: “Doğa olaylarının afete dönüşmesi ‘kader’ değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizlerin elindedir.”